BAŞKA BİR YEREL YÖNETİM MÜMKÜN
Kent Hakkı ve Katılım (1)

Kentler, içinde yaşayanlara aitse günün ve geleceğin söz ve kararı da onlara ait olmalı. Yani yaşamak zorunda kaldığımız değil, kendimizi ve geleceğimizi yeniden tasarladığımız ve daha da önemlisi yeni yaşam hayalini kurduğumuz kentleri talep etmeliyiz. Bu en basit, en yaşamsal ve en doğrudan bir talep ki buna ‘kent hakkı’ diyoruz.

“İçinde yaşadığımız kent kimin?” Basit gibi görünen bu soruyu, kültürel dağarcığımızdaki kodlarla yanıtladığımızda ‘içinde yaşayanlar’ desek de, genel seçimlerle delege ettiğimiz merkezi hükümet otoritesi ve yerel seçimlerle delege ettiğimiz belediye başkan ve onun icrası, yaşadığımız kentlerde yönetim iradesi olarak biçimlenir. Bir kere oy atıp, sözüm ona demokratik hakkımızı kullandıktan sonra bir dahaki seçimlere kadar ‘içinde yaşayanların söz ve karar hakkı’ seçim kampanyası bildirgelerinde unutulup gidiyor. 
Eğer kent, en yalın ifadeyle kentte yaşayanların ise, Jean-Jacques Rousseau’nun anlatımıyla, “Yapılar bir kent doğururlar ama bir siteyi yapan yurttaşlardır” diyebiliyorsak, kenti binaların bir araya gelmesinden öte, içinde yer alan insanların toplumsal yaşayışlarıyla özdeşleştirebiliriz.

YALNIZCA UZMANLARIN İŞİ DEĞİL
“Kent, şimdiki zamanın gerisinde olan tamamlanmış bir gerçeklik olarak değil, aksine bir ufuk, aydınlık bir virtüellik olarak tanımlanmıştır” .
O zaman kent kimin sorusu, “Nasıl bir kent istiyoruz?” sorusuna evrilecektir. Kent pratiğinde bu soruyu planlamacılar, mimarlar, mühendisler, gayrimenkul geliştiriciler, yatırımcılar yanıtlarken, kent içinde yaşayanların fikri genellikle merak edilmemektedir. Hatta III. Napolyon döneminde 16 yıl Paris Valiliği yapan Georges-Eugéne Haussmann bu tepeden kent yaratılması fikrini daha da ileri götürerek “Paris, diğer kentler gibi seçimle gelen belediye meclislerine teslim edilemez” diyerek, ‘siteyi yapan yurttaşları’ yok saymıştır.
Oysa ki “ …yeni bir hayat anlayışı tanımlamak, bireyi gündelik hayatın ağırlığından kurtararak daha yüksek bir planda gelişmesine izin vermek, mimarın (başka bir sözcükle ‘yalnızca uzmanın’ G.O.) işi değildir.  
Kentler, mahallesinde sağlık ocağı, park, kreş, okul ihtiyacı olan mahalle sakinlerine,  evinde yalnız yaşayıp TV’yi  arkadaş haline getiren yaşlılara, bir salıncak iki kaydırağı park zannedip heyecanlanan çocuklara, lütfen evden dışarı çıkarılan engellilere, iş-ev sarmalında  çalışmayı yaşamın esası zannedip sinema ve tiyatroyu hak yerine bonus görenlere, sonsuz bir yaratıcılık enerjisiyle dolu olup yaşama aktaramayan gençlere ve kadınlara… Uzun lafın kısası kentte soluk alıp veren kent vatandaşlarına aittir kent. İnsanlığın var oluşundan beri yol arkadaşlığı yapan kedi ve köpekleri unutmadan, yalnız  su ve güneşle yaşamı her gün yeniden biçimlendiren çiçekleri unutmadan…
Haussmann’ın anlayışının tersine bir kentin biçimlenişi ve geleceğin kentinin inşası, merkezi idare veya tarafından  atanmış veya seçimle gelen elitler ve onların bürokratlarından kurtarılmalıdır. Kentler, günümüz gerçekliğinde yöneticilere ve bürokrasiye bırakılamayacak derecede mahalle ve ilçede yaşayanların kent talepleri  doğrultusunda, ezcümle mahallede ve kentte yaşayanların tartışma ve yol göstericiliğinde oluşan inisiyatiflerce üretilen söz ve kararların toplumsal yaşama taşındığı yerler olmalıdır.

KENTİ DEĞİŞTİRİRKEN DEĞİŞMEK
Kentler, içinde yaşayanlara aitse günün ve geleceğin söz ve kararı da onlara ait olmalı. Yani yaşamak zorunda kaldığımız değil, kendimizi ve geleceğimizi yeniden tasarladığımız ve daha da önemlisi yeni yaşam hayalini kurduğumuz kentleri talep etmeliyiz. Bu en basit, en yaşamsal ve en doğrudan bir talep ki buna ‘kent hakkı’ diyoruz. Kentsel yaşam yoğunlaşıp, kent merkezlerinden çeperlere, koşar adım büyüme olurken, içinde yaşayanların unufak olmaması için kent hakkının yaşamın her alanını talep etmesi, bunun için de kendine sorulmasının adımı ve örgütlenmesini gerçekleştirmesi kaçınılmaz. Günlük maişet derdi dışında nasıl bir kent istiyoruz? Çalışmak, barınmak, beslenmek, sağlıklı yaşamak gibi  en temel gereksinmelerin ötesinde kendimizi yeniden var edeceğimiz, entelektüel ve estetik değerleri geliştirebileceğimiz, bireyi yeni toplumsal bağlara taşıyacak nasıl bir kent  hayal ediyoruz? Bu nedenle, David Harvey’in anlatımıyla, kent hakkı kent kaynaklarına ulaşma bireysel özgürlüğünden çok öte bir şeydir: Kenti değiştirerek kendimizi değiştirme hakkıdır. Ayrıca  bireyselden çok ortak bir haktır çünkü bu dönüşüm kaçınılmaz olarak kentleşme süreçlerini yeniden şekillendirmek üzere ortaklaşa bir gücün kullanımına dayanır. 

KENTİ YENİDEN İCAT ETME HAKKI
Kent hakkı aynı zamanda bir itiraz hakkıdır. Bu itiraz, kent iktidarını elinde tutan atanmış ve seçilmiş bürokratik aygıt karşısında metrobüs ve metro çilesi çekenlerin, giderek artan karbon gazı soluyanların, park talep eden çocukların, kaldırım işgaline karşı çıkan mahallelinin itiraz hakkıdır. Harvey’in deyimiyle ‘şehri gönlümüze göre değiştirme ve yeniden icat etme hakkıdır’. 1789 Fransız Devrimi’nin bireyi devletten korumaya yönelik ‘insan ve yurttaş hakları bildirisinden sonra, kentsel yaşam gerçekliğinden çıkarak kent merkezli eklenen en yaşamsal haktır’. 
Kent hakkının talebi daha iyi bir yaşamdır. Nedir bu daha iyi yaşam? Avrupa Konseyi üyesi ülkelerin kabul ettiği ‘Ortak Kent Politikası’ ilkelerine göre, ulaşım ve dolaşım, çevre ve doğa, kültürel ve tarihi mirasa sahip çıkma, kent güvenliğinin sağlanması, engelliler için daha kolay yaşam, spor ve boş zamanların değerlendirilmesi, yerleşimlerde kültür ve kültürler arası kaynaşma, sağlık, halk katılımı, kent planlaması ve kentlerde ekonomik kalkınma kent hakkının olmazsa olmazlarıdır.

EDİLGEN DEĞİL ETKİN VATANDAŞ
Belki biz seçmedik bu kentte yaşamayı, belki göç ettik, belki yeni hayallerimizi umarak geldik; ama şimdi buradayız ve bu kentte yaşıyoruz. Yalnız bu kentin nimetlerinden yararlanmak, bulunmuşluk dolayısıyla kullanım hakkı değil, bu kenti, bu mahalleyi, bu sokağı, mülkiyetten bağımsız olarak  daha yaşanılır yapabilir miyiz? Neden mülkiyetten bağımsız? Tapu kaydının verdiği mülkiyet hakkı, ev sahibi ve kiracı ilişkisi dışında, kamusal alanların keşfi ve kamusal alandaki kamusal mülkiyetin kullanımıdır kent hakkı. “Yaşadığım mahalle ve kenti nasıl daha yaşanabilir yapabilirim?” sorusunu bir kere sormak, ısrarla sormaya devam etmek, yalnızca seçimden seçime oy atan edilgen vatandaşın, kendine ve kentine sahip çıkan aktif vatandaşa dönüşerek katılım hakkını kullanmasıdır. Bu temsili demokrasinin yerine doğrudan demokrasinin ikamesidir. 
Nedir katılım hakkı? Basit olarak yaşadığın mahalleye ve kentine sahip çıkma, kenti değiştirmek için yalnızca itiraz etmek değil, sorunları ve yaşam alternatifleri üzerine söz kurmak ve çözüm ortaklığıdır katılım.  

Gönen Orhan
Yerel Yönetimler İletişim ve Strateji Danışmanı 

gonen@gonenorhan.com