Türkiye’nin modernleşme sürecine damgasına vuran kız kolejlerinden

Notre Dame de Sion’un Saint-Esprit’nin sırasındaki binalarda eğitime başladığı senelerde Pera gelişirken, Notre Dame de Sion rahibeleri 1850’lerde Fransa’da eğitim kolunda önemli bir ün kazandı. Okul, hala Fransızca eğitim veren eğitim kurumları arasında ilk sıralarda yer alıyor.

12 Notre Dame de Sion rahibesi, 1856 yılında okulu Filles de Charite’dan devraldı, bununla birlikte okulun Sion’lu çağı başladı. Yapının yanı başındaki St. Esprit Kilisesi’nden ötürü adı ‘Maison du Saint-Esprit’ olarak da telaffuz ediliyordu. Rahibeler, kendi aralarında ‘sör’ diye anılıyordu ve bu ‘sör’ler çok başarılı bir eğitim ve öğretim vererek ünlendiler.

Türkiye’nin en eski kolejlerinden biri, Şişli ilçe sınırları içinde yer alır. Eğitim-öğretimdeki başarısının yanı sıra binasıyla da ilçenin sayılı mimari değerlerinden biridir. Şişli Cumhuriyet Caddesi’nin geniş bir sırasına uzanmış, ‘avenue’ tarzıyla dikkat çeken Notre Dame de Sion, oldukça derin bir maziye sahip... Okul çıkışında kaldırımı dolduran Notre Dame de Sion öğrencilerinin öğrenim gördüğü bu okul 1856 tarihinde eğitim vermeye başladı.  Batı kültürüyle donatılmış bu okulun bulunduğu yer, bunun bir parçası olan Beyoğlu ile entegredir. İstanbul’un ilk Fransız tarikat okulu olan, 16’ncı yüzyılın ikinci  kısmında Galata’da kurulan St. Benoit’dır. 12’nci yüzyılın sonlarına doğru Bizans İmparatorluğu’na ait içerideki yönetimden bağımsız bir Ceviz kolonisi olup, 13’üncü yüzyılda imparatorluğun zafiyetinden faydalanılarak surlarla bezenen Galata, Osmanlı İmparatorluğu döneminde de İstanbul’da farklı din, mezhep ve milletten insanların nefes aldığı bir medeniyet vahası oluşturdu.
17’nci yüzyılda başlayarak bölgede gelişmeye başlayan elçilikler ve ekseni sayesinde, ‘Pera Bağları’ olarak adlandırılan ve Galata surlarının dışında bulunan bağ-bahçe bölgesi, zamanla yapı haline gelmeye başladı. Bu vesileyle, İstanbul’a çoğunlukla ticaret için gelen Avrupalılar, sanatkarlar ve gayrimüslim Osmanlı toplulukları elçiliklerin ekseninde bir araya geldi. 19’uncu yüzyılın Pera’sı ise Ermeni, yerli Rum ve Yahudilerin beraberinde Avrupalıların ve Levantenlerin çoğunlukta olduğu bir bölge halini aldı. Medeniyet alışkanlıklarını sürdürebilmek adına elverişli ikametgah noktaları olarak Avrupa’ya biçim açısından aşina bir manzara vaat eden Pera’yı tercih edip, buradaki insan çevresine dahil olmayı seçtiler. Burada bir meslek sahibi olup, yaşamını burada idame ettirmek isteyenlerin o dönem İstanbul’da yayımlanan yabancı gazetelerde yer alan ilanlarına sıklıkla denk gelinir. Galata’yı ticari faaliyetlerinden ötürü işyeri olarak, Pera’yı da ikametgah ve şenlik noktası olarak kullanan gayrimüslim topluluklar, şehrin ilk Batılı kentsoyluluğunu oluşturup, çağın Avrupai hayat tarzının neredeyse bütün niteliklerini burada yaşattılar.

ÇAĞININ RUHUNA UYGUN MİMARİ
Böylece Pera, ‘Grande Rue de Pera’ şeklinde adlandırılan temel bir eksenle ve Pera’ya uzanan caddelerle adeta serpildi. Bu temel eksende sıklıkla rastlanabilen taş evlerin estetik mimarisiyle birlikte, burada bölgeyi Batılı bir şehir görüntüsüne kavuşturan elçilik yapıları ve anıtsal nitelikte planlar bulunur. Bölgedeki iki esas yapı, 15’inci yüzyılın ikinci kertesinden beri mevcudiyetini muhafaza ediyor… 1481 yılında II. Beyazıt tarafından kurulup 1868’de Fransızca eğitim vermeye başlayan Galatasaray Mektebi’ni takiben 1491 yılında kurulan Galata Mevlevihanesi’nde gökyüzü ritüellerini seyreden yabancı seyyahlar, seyahat notlarına seyrettikleri performansları not düşüp, Pera’ya uğrayan sanatçıların portrelerini çizdiler. İşte Notre Dame de Sion’un kurucusu Peder Thedeore da 1858 yılında İstanbul’da bulunup gökyüzü ritüelini izleyenler arasındaydı.
Bölgeyi meydana getiren yapılar, devrin Avrupa başkentlerine öykünen önyüzü, işlemeleri ve mimari nitelikleri, İstanbul’u Batı kültürüyle yakınlaştırdı. Yabancılar, gayrimüslim Osmanlılar ve Levantenlerin göz dolduran ihtişamlı evleri, çağın Avrupa’dan getirtilen ürünlerinin sergilendiği dükkanlarla eğlence mekanları burada bulunur. Restoran, pastane, müzikli ve içkili eğlence yerleri, tiyatro, otel gibi Batılı mekanlar Grande Rue de Pera’nın iki tarafını çevrelemektedir. Farklı farklı din topluluklarına yönelik hizmet eden kiliselerde Noel, Paskalya gibi dinsel bayramlarda görülen akışkanlık ise ambiyansın niteliğini artırmaktadır.

YANGINLAR VE YENİDEN YAPILANMA
Fakat 19’uncu yüzyılda bu devinim gerçekleşirken Tarihi Yarımada’da da yaşandığı gibi bölgede çoğu kez çıkan yangınlar sebebiyle yapısallıkta fiziki bozulmalar kaçınılmaz oldu. Pera’nın iki yıkıcı yangınından ilki 24 Temmuz 1831’de gerçekleşti. Bu yangın Beyoğlu Çukur Mahallesi’nden başlayarak Dörtyol Ağzı, Taksim, Tatavla, Aynalı Çeşme gibi ilçelerde yaklaşık 10 bin ev ve dükkanın kül olmasına sebebiyet verdi. Yangın, Pera’daki çok sayıda hıristiyanın sokakta kalmasına neden oldu. Nitekim o süreçte Notre Dame de Sion’un olduğu bölge boştu.
Bu yangının ardından 1837’de bugün mevcudiyetini muhafaza eden Surp Agop Hastanesi, Ermeni Katolikler tarafından Elmadağ-Taksim aralığındaki Ermeni Mezarlığının karşısına inşa edildi. Bu hastane, yerleşmenin Taksim’den Elmadağ’a uzandığı ortaya koyan ilk önemli kamu binasıdır. Bir sonraki yıl ise günümüz Harbiye’sinde Ermeni Katolikler tarafından ‘Artigiana Düşkünler Evi’ yapıldı. 1839 yılında da ‘Filles de La Charite’ rahibeleri önce Galata’da, bugünün St. Benoit yapısında ‘Maison de la Province’i kurdular. Ardından, 1848’de Taksim’e taşınarak günümüz Fransız Konsolosluğu’nun yerinde olan, tarihe 18’inci yüzyıl için not düşülen ‘Eski Vebalılar Hastanesi’ adlı 75 yataklı kapasiteye sahip hastaneyi ve yanı başındaki okulu yönetmeye başladılar.
Pera’nın Taksim ile kesiştiği sınıra nakledilen Fransız Tarikat okulu bu yaklaşma noktasında Notre Dame De Sion’un bir nevi ulağı niteliğini taşıdı. 1835’ten bu yana İstanbul’da papanın vekili unvanıyla bulunan Monseigneur Hillereau, 1846’da Sultan Abdülmecid’in daveti üstüne İstanbul’a gelen; Rus Elçiliği, Darülfünün binası gibi yapıların ve Ayasofya’nın restorasyonunu gerçekleştiren İsviçreli Mimar Gaspare Fossati’ti Saint-Esprit Kilisesi üzerinde çalıştırmıştı. Notre Dame de Sion ile bağlantısı bulunan Saint-Esprit Kilisesi, bu boş ve kırlık sahanın iyileştirilmesinde ve git gide artan katolik nüfusunun çoğunluğu oluşturduğu bir yer olmasında en birincil rolü taşımıştır. M. Hillereau, Saint-Esprit Kilisesi’nin ötesine ‘papaz okulu’ şeklinde kullanılması için bir diğer yapı daha inşa etti. 1831’in sonrasında ikinci büyük Pera yangınının gerçekleştiği 1870’e kadar bölge, gelişimini ve bütünleştiği sosyal ambiyansını süsleyip güçlendirerek sürdürdü. Notre Dame de Sion’un Saint-Esprit’nin sırasındaki binalarda eğitime başladığı senelerde Pera gelişirken, Notre Dame de Sion rahibeleri 1850’lerde Fransa’da eğitim kolunda önemli bir ün kazandı.

RAHİBELERİN ÖNCÜLÜĞÜNDE
M. Hillereau’nun Saint-Esprit Kilisesi’nin hemen önüne inşa ettirdiği yapıların kullanım dışı kalmasını istememesi neticesinde binaları Filles de Charite rahibelerine kiraladı. Bu sayede Galata’daki St. Benoit binasında oluşturulan, akabinde Taksim’e taşınan Katolik Kız Okulu ağır ama kararlı bir biçimde gelişen Pangaltı’ya doğru uzanmaktaydı. Bu öğrenciler İstanbul’da ikamet eden Avrupalılar ve kız çocuklarının Fransızca eğitim almasını arzu eden Osmanlıların Hıristiyan evlatlarıydı.
12 Notre Dame de Sion rahibesi, 1856 yılında okulu Filles de Charite’dan devraldı, bununla birlikte okulun Sion’lu çağı başladı. Yapının yanı başındaki St. Esprit Kilisesi’nden ötürü adı ‘Maison du Saint-Esprit’ olarak da telaffuz ediliyordu.

BATILILAŞAN AİLELERİN GÖZDESİ OLDU
Notre Dame de Sion’un kuruluşundan yaklaşık bir yıl sonra Batılılaşmaya meyleden seçkin Osmanlı aileleri de kız çocuklarının bu eğitim yuvasında okumasını arzu etmeye başladılar. Faaliyete geçtikten iki yıl sonra bir Katolik Okulu olmasına karşın birbirinden farklı millet ve inançtan kız çocuklarının müşterek bir ders düzeni içinde okutulmasına yönelik talep artışa geçti. Nitekim daha fazla öğrenci kabul etmek için yeterli genişlikte bir alana sahip olmayan okulun yönetimi, birçok aileyi mecburen reddediyordu.
19’uncu yüzyılın ikinci kertesinde Galata ve Pera’daki Levantenler, gayrimüslim Osmanlılar ve İstanbul’da ikamet eden Avrupalılar özgür hayat tarzlarını ve bu tarza biçim veren gelenekleriyle Notre Dame de Sion’un etrafında İstanbul’un başka ilçelerinden çok daha farklı bir dünya oluşturdu. En renkli dönem ise kış aylarıydı. Batı Avrupa’da karşılaşılabilen çeşitli eğlence anlayışı kış aylarında Pera’da da yaşanırdı. Örneğin, Galatasaray Lisesi’nin karşı köşesinde bulunan Naum Tiyatrosu’nun eğlence anlayışı açısından ayrıcalıklı bir niteliği vardı. 1870 yılında çıkan yangına kadar 30 yıl süresince bölgenin en önemli kültür merkezlerinden biri olan Naum Tiyatrosu, devlet erbaplarının geniş katılımıyla gerçekleşen sahne gösterilerinin ev sahibi olmuştu. Sezon girizgahlarında Naum Tiyatro’sunun açılışı, görkemli bir eğlence döneminin ve kış sezonunun başlangıcı olarak bellenmişti. Notre Dame de Sion öğrencilerinin velileri arasında Naum Tiyatrosu’nun sahibi Halepli katolik Naum Efendi’nin de adı tarihçesinde telaffuz edilir.

ŞEHRİN ÇEHRESİ DEĞİŞİRKEN...
Bu çevreden çağın önde gelen ailelerinin kızları da Notre Dame de Sion’da eğitim görüyordu. Bu iki aileden biri Della Suda Eczanesi’nin sahiplerinden Della Suda Pafla’nın, biri Grande Rue de Pera’daki ilk alafranga eczaneyi oluşturan Kanzukların, bir diğeri ise Galata’da üzerindeki meşhur Zellich Biraderler Matbaası’nın sahibinin kızıydı. Buna ek olarak Lorando, Tubini, Corpi, Glavani, Nomico gibi dönemin tanınmış Levanten ailelerinin kızları da Dame de Sion’a kaydedilmişlerdi. Pera ve Galata’daki çevrede inşa edilen otel, restoran, pastane, müzikli ve içkili eğlence mekanı binaları gibi yapıların kendilerine özgü, yenilikçi ve göz alıcı iç tasarımları da bir kılavuz yarattı. Buralarda servis edilen yiyecek ve içecekler, Batı Avrupa coğrafyalarında rastlanılan çeşitlilikte ve nitelikteydi. Çoğunlukla Levantenlerin işlettiği bu mekanlarda hem Türkçe hem Pera’da konuşulan bütün yabancı lisanlara hakim personeller işbaşı yapmaktaydı.

YENİ DÖNEMİN EĞİTİMLİ GENÇ KIZLARI
19’uncu yüzyılın ikinci kertesine kadar hem Pera’da hem de Galata’da sayıları 15’i bulan oteller faaliyete geçirilmişti. Bu sayının git gide artığının haberini yapan gazetelerde yeni otellerin ilanlarıyla sık karşılaşılıyordu. Otel ilanları arasında enteresan olan, bu gazeteye Batı Avrupa’nın meşhur kentlerindeki birtakım otellerin de ilan vermesiydi. Çevrenin bütünlüğünü sağlayan Hıristiyanlar ve Levantenlerin tüm renklerini sergileyen ihtişamlı konaklar, Grande Rue de Pera boyunca gözler önüne seriliyordu. Notre Dame de Sion bünyesinde eğitim gören öğrenciler de çoğunlukla bu çevrede ikamet ettikleri için kendilerine hayli yakın olan okullarına zorlanmadan gidiyorlardı. Nokre Dame de Sion’da sağlanan eğitim ve Fransızca dil bilgisi, ailelerin o çevreye yetiştirmeyi amaçladıkları kız çocukları için oldukça elverişliydi.



YAZLARI HUBER KÖŞKÜ’NE
Giyim ve kuşam alışkanlıklarının da çağın canlı hayat tarzını yansıtıyordu. Avrupa’nın meşhur dükkanlarında satışa sunulan giysi ve aksesuarların Pera vitrinlerini donattığı iyi bilinen bir gerçektir. Batı’dan gelen tüccar-terzilerin de bu bölgeye yerleşip, meslek hayatlarını ve el becerilerini sürdürdükleri gözlemlenirdi. Bu giyimevlerinde birden fazla yabancı lisanın kullanıldığı da ifade edilir.
Pera kentsoylularının giyime olan ilgilerinin yanı sıra, geniş çaplı davetleri organize ettikleri salonları ve konutları da Avrupai tarza özgü şekilde tasarlanıyordu. İtalyan ve Fransız sandalyeler, kanepeler ve koltuklar satan mağazaların ilanları 19’uncu yüzyılda oldukça sık görülürdü. Bu mobilyalarla özdeşleşen eşyalar arasında Londra ve Paris’ten ithal edilen porselen, cam, bakır ve bronz ev eşyaları da vardı. Bu meşhur dükkanların içinde bir yeri olan, dönemin gazetelerinde sürekli ilanına rastlanılan Psalty Mobilya Mağazası’nın sahibinin kızı da Notre Dame de Sion öğrencisiydi. Yaz sezonunun gelmesiyle beraber, öncelikle elçilik personelleri ve etrafındaki Levantenler olmak üzere bölgenin önde gelenleri, Kadıköy, Boğaz ya da Adalar’daki yazlık konutlarına seyahat ederlerdi. Bu yazlık evlerden bir tanesi de 1890’lı senelerde çağın gazetelerinde isminin sık görüldüğü Huber Kardeşler’in Tarabya’da bulunan
geniş arazi içindeki köşkleriydi. Bu yer 1927’de Notre Dame de Sion tarafından kiralandı, akabinde satın alındı ve yazlık bir konut olarak kullanıldı. İşte bu konut yazlık olarak kullanılan ihtişamlı modellerden biriydi. 1960-1964 yılları arasında Notre dame de Sion’un 1. ve 2. yatılı hazırlık dersliklerine ev sahipliği yapan Huber Köşkü 1973 yılında satıldı ve el değiştirdi.

‘PLAN GENERAL DE GALATA, PERA, PANCALTI’
Notre Dame de Sion’un etrafındaki fiziksel iyileşme 5 Haziran 1870 yılında çıkan Pera yangınında, 1831’de olduğu gibi Taksim civarında Feridiye Sokak’ta başlamıştı. Hava koşullarının bir hayli rüzgarlı olmasıyla birlikte farklı noktalardan yayılarak Galatasaray Lisesi’nin karşısında bulunan genişçe bir bölgeyi çok kısa bir zaman dilimi içinde haritadan adeta kazıdı. Bu o kadar geniş çaplı bir yangındı ki, 8 Haziran 1870’te La Turquie gazetesinin ilk sayfasının konu başlığı oldu. Haberde 4 bin yapının gözden tamamen kaybolduğunu, yüksek sayıda ölü ve yaralı olduğu vurgulandı. Notre Dame de Sion rahibelerinin de günlüklerinde betimledikleri bu facia hem Pera’nın oluşumuna hem de Pangaltı’nın git gide gelişmesinin önünü açtı. Notre Dame de Sion’un kuruluşundan iki yıl sonrasında mühendis G. d’Ostoya tarafından yaptırılan 1850-1860 tarihli ‘Plan General de Galata, Pera, Pancalti’ isimli plan, bölgenin yangın faciasından önceki halini gösteriyordu. Bu planda Pera ve Galata’nın o zamanlarda sahip olduğu tüm değerli yapılarının isimlerine geçer.

APARTMANLAR ÇEVRESİNİ SARMAYA BAŞLAR
Bu planda, yangında haritadan silinen bugünün Cite de Pera’sının (Çiçek Pasajı) konumundaki Naum Tiyatrosu da bulunur. 1870 yangınından sonra alanın yapı harabelerinden arındırılmasıyla ortaya çıkan boş arsalar maddi durumu hayli yerinde olan Pera sakinleri tarafından satın alındı, buralara inşa edilen kagir yapılarla caddenin görüntüsü üzerinde değişiklikler yapıldı. Bu tarihe geçmiş yapıların büyük bir bölümüne günümüzde imkanımız saklı. Taksim bölgesinde d’Ostoya planında ‘yeşil alan’ olarak vurgulanan yer ise mezarlıktır. Günümüz Fransız Konsolosluğu’nun o dönemlerde Fransız Hastanesi olarak kullanıma açık olduğu da tarihçiler tarafından anlatılır. Taksim’de III. Selim döneminde kapıkulu askerlerinin topçu sınıfı için inşası gerçekleştirilen Topçu Kışlası ve kışla askerlerinin talim bölgesi olarak kullanılan, kışlanın tam karşısında yer alan ‘Talimhane’ vardır. Planda kışlanın hemen bitişiğinde ‘Grand Champs des Morts’ ismiyle işaret edilen mezarlık bulunur. Günümüz Surp Agop Hastanesi’nin yapısının üzerine ‘Ermeni Katolik Hastanesi’ notu iliştirilmiştir. Saint-Esprit Kilisesi, yapı olarak ismiyle beraber belirtilmiştir, fakat yanı başındaki Notre Dame de Sion’a ilişkin herhangi bir bilgi bulunmuyor. Biraz ötesinde de geniş boş alanlar ve görece daha seyrek yapılaşmalarla nokta koyulan, Harbiye’nin eklemi ‘Pangaltı Sokak’ mevcuttur. Planın sonunda ise Kurtuluş’taki Katolik ve Protestan mezarlıkları yer alır. Ayrıca bu planda günümüz Radyoevi ve Hilton’un yerleştirildiği alan boştur. Divan Oteli’nin ardında ise Taşkışla binası bulunur. D’Ostoya planının akabinde tarihlenen detaylı sigorta haritalarından J. Pervititch’in 1925 tarihli ‘Pancaldi’ paftasında geçen zaman zarfında bölgenin ne denli kentleşmiş bulunduğu, Talimhane’nin ağır ağır çağın nitelikli yerleşke mimarisini gözler önüne seren apartmanlarla dolmaya başladığı görülür.
Cumhuriyet’in ilk yıllarında, aralar›nda önemli bürokratların kızlarının da yer aldığı müslüman ö¤rencilerin yanında, Rum, Ermeni ve Musevilerden oluflan gayrimüslim Türk vatandaşlarıyla, sayıları giderek azalan Levantenler de vard›r (Özen, 2006:123). Notre Dame de Sion, Cumhuriyet ile birlikte yeni değişikliklere ayak uydurarak, 150 yıl gibi uzun bir zaman dilimi boyunca düzeyini yitirmeden eĞitime katkIda bulunmayı sürdürmüş ve 19’uncu yüzyılın ikinci yarısında oldu¤u gibi, 20’nci yüzyıl boyunca da İstanbul’un en nitelikli eğitim kurumlarından biri olmuştur.

PERA-PANGALTI AKSIYLA TEŞVİKİYE-ŞİŞLİ AKSI GELİŞİR
Elbette ki Notre Dame de Sion da burada yerini aldı. J. Pervititch’e ait 1924 tarihli Nişantaşı planlarında Teşvikiye Camii etrafındaki Osmanlı yönetiminin önde gelenlerine ait bahçenin içinde kagir ve yarı-kagir köşklerden oluşan, aralarında büyük boşlukların görüldüğü bir doku gözlemlenir. Şişli’ye doğru gelişim devam etmekte, fakat Mecidiyeköy ve ilerisi hala büyük boşluklarla doludur. Gelişmeyi sürdüren Maçka, Nişantaşı, Şişli gibi ilçelere İstanbul’un seçkin aileleri yerleşmekte ve pek çoğu kızlarını Notre Dame de Sion’a yazdırmaktadır. 19’uncu yüzyılın ikinci kertesinde ve 20’nci yüzyılın girizgahında Notre Dame de Sion, İstanbul’un tam merkezinde bir ‘Fransız adası’ gibidir.



BİR BUÇUK ASIRLIK EĞİTİM GELENEĞİ
Eğitim düzeniyle, öğretim görevlileriyle, bünyesindeki öğrencileriyle Osmanlı İmparatorluğu için de ayrı bir değere sahip… 1908 itibarıyla da müslüman öğrencilerin sayısında gözle görülür bir artış gerçekleşmeye devam etmekte. Cumhuriyet’in ilk dönemlerinde, aralarında önemli bürokratların kızlarının da bulunduğu müslüman öğrencilerin yanı sıra, Rum, Ermeni ve Yahudilerin oluşturduğu gayrimüslüm Türk yurttaşlarıyla, sayıları gittikçe azalan Levantenler de vardır. Notre Dame de Sion, Cumhuriyet ile beraber reforma adaptasyon sağlayarak, 150 yıl gibi bir zaman zarfı süresince düzeyini kaybetmeksizin eğitim alanında katkı sunmayı sürdürdü ve 19’uncu yüzyılın ikinci kertesinde de olduğu gibi, 20’nci yüzyıl süresince de İstanbul’un en nitelikli eğitim kurumlarından biri olarak anılmaya devam ediyor.